8. May, 2017

Şilan Yaşar / 17 Şubat 2016

Dün Özgür Gündem’in, polis tarafından basıldığını, gazetecilerin ite kaka gözaltına alındığını görünce, 1990’lar bir film şeridi gibi bir anda gözümün önünden geçip gitti.
Gerçekten çok hazin. Özgür Gündem 91-92'de kuruldu sanırım.

Yıllar geçiyor hep aynı senaryo sadece senaristler değişiyor.

Onlarca şehidi var. Duvarlar öldürülen gençlerin fotoğraf ve isimleriyle dolu.

Peki bu basın kurumu Kürtleri kırdırmaktan ve yalandan başka ne verdi?

Objekti f olarak gözünüzde bir zuhur ettirin...

Maddi-manevi ne verdi? .. Somut olarak, 26 yılda elde olan ne vardır?

Aldıkları ve çaldıkları binlerce Kürt gencinin hayatı!.

Kürtler'i fişleyip hedef haline getirmekten, kürtler'i saçma sapan bir ideolojiye ve Türk soluna kurban etmekten başka hiç bir şey kazandırmadılar

Tipik Doğu Perinçek mantığıyla Kürtleri, Türklerin biçimsiz solcularına peşkeş çektiler.

Perinçek kalemiyle yazılmış bini bir paradan iftira, yalan, Aydınlık dergisinin Kürdistan bayiisiydi.

Kürtlere karşı acımasız, uslupsuz, demokrasi kültüründen uzak, özgürlükten nasip almayan bir yayın organı.

Kapılarını çaldığımızda, İftira ve yalan haber yaptıkları halde, bize tekzip yayınlattıramazsınız diyen yöneticileri vardı.

Varlık nedenleri Kürt liderlerine ve kurumlarına hakaret etmekti.

Kürtlerin uğruna öldüğü ama Türklerin köşe yazarı, gazeteci, yayın yönetmeni olduğu bir organ.

Tüm köşe yazarları Türk, Türkçü ve Türkiyeci.

Perinçek ekolü üzerinden Kürtlerin başına musallat edildi.

Hasan Cemal, Ece Temel Kuran, Veysi Sarısözen'in başyazar olduğu bir gazetenin nesi Kürtlerin olabilir?

Koşturan ölen Kürtler, Sorumlu olanlar ve yazanlar Türkler.

Teşbihte hata olmaz derler.

Kölelere benzetiyorum bu durumu.

Köleler hiyerarşisi; Köle , köleleri yöneten için sadık köleler, bir de devlete bağlı çalışan köleler vardı.

Herbiri kendisini diğerinden daha ayrıcalıklı görürdü.

Bu köleleri saymakla bitmez; Peinçek, Yalçın, Cemal -Özgür Gündem Hendeği- tellalları..

Sırrı, Ertuğrul, Figen ve Nursel on bir ilçenin yerle bir edilmesine neden olan hendeklerin tellaleridirler.

Kürtlerin sırtına binmiş olmalarına da enternasyonal dayanışma diyorlar.

Özgür Gündem hiçbir zaman Kürd halkının sesi olma niteliği kazanmadı. Zaten böyle bir derdi de olmadı.

Halklar ve halkların kardeşleri buna tepki versin ve dirensin çünkü onlar adına faaliyet yürüten bir gazeteydi.

Kürdlerin bir kesimini itibarsız kılmak yayın politikasının ana ekseniydi.

Hiç ama Kürtleri ve Kürdistan'ı olumlu göstermedi.


Eleştiriye ve okuyucu haklarına saygı duymasalar da yine de gazete kapatılmasına demokrasi ve basın özgürlüğünden dolayı karşıyım.

Muhabirlerinin hırpalanmasını da ayrıca Lanetle kınıyorum!

 

20. Nis, 2017

 

Şilan Yaşar // 31.08.2014

Biz kürdler bugünlerde hayal edemediğimiz bir durumla karşı karşıyayız. Artık dağlarımızdan başka ’’dostlarımız’’ da oldu. Yüz yıllardır hem batılı hem doğulu devletler tarafından katledilen, örselenen, sürgünlere gönderilen Kürdler, aynı güçler tarafından Ortadoğu'da barışın, istikrarın tek unsuru olarak kabul ediliyor. 

Bunun kürd tarihinde önemli bir dönüm noktası olmasını ve bizlerinde dünya uluslar ailesine özgür bir unsur olarak katılmamızın yolunu açacağını umuyorum.

Son yirmi yıldır Güney Kürdistan'ı modern bir devlet gibi yöneten bölge devletlerinden daha demokratik bir yönetim sergileyen daha da önemlisi bölgenin asli unsurlarıyla onurlu duruşundan taviz vermeden dostluk ilişkisi geliştiren Sn. Mesud Barzani ve Sn. Celal Talabani’nin çabaları bugünkü konumun asıl kaynağı olmuşlardır.

Ezidi’lere yapılan katliam canımızı yaksa da, yeni umutların yeşerdiği bu dönemde, tarihteki hayal kırıklıklarımızın yarattığı korku ve kuşkulardan tamamen arınmış sayılamayız. Bu korkularımızın kaynağında, dünyanın henüz Kürdistan'ın statükosunu değiştirmediği gerçeği yattığı gibi kürd siyasetinin çeşitliği ve tarihsel yanılgılarının yarattığı bağımlılıkların da payı var. Kürdistan petrollerinin, Türkiye vasıtasıyla dünya piyasalarına sunulması başta ABD olmak üzere bütün batılıları kızdırdığını biliyoruz. Bunun yanısıra, İran’ın yaratmak için uğraştığı şii çemberinin de real gerçek olduğu açıktır. Böylesi bir siyasal kıskaçta dile getirilen Bağımsız Kürdistan talebinin dünyada tartışılması ile eşzamanlı bir Irak-Suriye İslam Devleti’nin muazzam bir güçle Kürdlerin karşısına dikilmesi oldukça manidardır. Bu acaba dünya güçlerinin; ne olduğu belli olmayan ve bir türlü tanımlanamayan Irak anayasasında hiç bir uluslararası dayanağı olmayan bölgesel federasyondan artık sıkılan Kürdlere; bize sormadan statükoyu değiştirmesinin uyarısı mıydı?. Hele ki, Güney Kürdistan'da, hem kendini kürdlerin tek temsilcisi olarak gören Pkk’dan iftiralar da eklenince-ki kürdlerin yaptığı bu itirazın arkasında bölge devletlerinin tarihi anti Kürdistan (kürd değil) tavrı olan devletlerin önemli bir rol oynadığı çok bilinen bir gerçekken şüphe ve korkularımızın gerçek nedenlerinin olduğu kanısındayım.

Tarihin en kanlı katliamlarından süzülüp gelen haklı ve bölgesel sorunlara tek gerçek çözüm olabilecek Bağımsız Kürdistan talebinin bugünlerde daha da ısrarla vurgulanması gerekmekte.

Ne federalizm, ne de eski; Sosyalist Türkiye-Irak-İran-Suriye- özgür halklar- teorisinin yerini alan ’’Demokratik Cumhuriyet’’ kürdleri uluslarası güçler tarafından gerektiğinde kullanılabilir bir güç olmaktan çıkarabilir. Böylesi teorilerin bizlere yurtseverliğimizi, imanımızı, inacımızı ve birbirimize olan güveni yitirttiğini hepimizin tecrübesiyle sabittir. 
’’Günahsız olan ilk taşı atsın!’’ 
Selam-Saygılarımla ..

2. Mar, 2017

 

Şilan Yaşar /  20.05.2014  Kendi köyünde muhtar bile seçilemeyecek kadar etkisi olmadığı halde Kürt yurtseverlerin oylarıyla milletvekili seçilen eski ''yoldaşlar'' sizlere soruyorum ! -Yıllarca Kemalizmi devrimci ilerici sayıp Kürdistan'da ki her ulusal direnişi gerici, ilerleme karşıtı, demokrasiyi engelleyen hareketler olarak değerlendirip bastırılmalarını haklı görmediniz mi?

- Kemalizmin katlettiği Seyh Said, Seyid Rıza gibi Kürt önderlerine ve direnişlerine feodal,  dinci, gerici diyerek hakaretler edip onları katledenleri ''ilerici'' Kemalizme övgüler dizmediniz mi (ki bugün oturduğunuz yerlere o katledilen Kürtlerin torunlarının oylarıyla geldiniz).

Bugün ise en diktatör Kürt liderine  sayın diyorsunuz. - 70'lerde Kürt gençliği kendi gençlik derneklerini kurarken (DDKO-DDKD) sosyalist, devrimci olduklarını söyleyip dergilerinde yazmalarına rağmen solcu literatüründeki tüm hakaretleri Kürtlere atf etmediniz mi? - Sizler ordunuzla elele milli cepheye koşarken, Emperyalizme karşı milli duruş sergilerken,ilerici oluyordunuz da Kürtler özörgütlerini kurarken vatan ve millet kavramlarını kullanırken gerici ve milliyetçi ilan ediyorsunuz !?

-Köy enstitülerinden (kemalist parti okulları), mezunu yazarlarınız kitaplarında Kürdistan'ın işgaline direnen Kürt egemenlerini gerici, öğretmen-asker ikilisini ilericiliğin ve medeniyetin temsilcisi gösterirken onların kitaplarını kutsamadınız mı?

Adeta Kemalizmden önce hiçbir medeniyet ve tarih yokmuş gibidavranıp Kemalizm dışı tarihi arapça ve farsça kaynaklardan bizlere aktaran Kürt Mollalarını cehaletin karanlığın temsilcisi olarak yıllarca aşağıladınız.

Ama sivil itaatsizlik günlerinde onların arkasında namaz kılınmasını meşru gördünüz. - 70'lerde Kürtleri katleden Saddam Hüseyin'e ''Bağdat-Basra yollarında'' diyerek övgüler dizerken, Kürtlerin lideri Mustafa Barzani'ye hakaret etmediniz mi? ( Gerçi bağımsızlık talebi olan oğlu Mesud Barzani'ye etmediğiniz ve yazmadığınız hakaret kalmadı).

- 80'lerde Kürt gençleri Diyarbakır'da bir ulusun varlığını can pahasına savunurken sizler sıkıyönetim mahkemelerinde 1960 cunta anayasasını savunmadınız mı?

- 1980 cunta sonrası Suriye'de pkk ile cephe kuran Taner Akçam'a hakaret etmediniz mi?

- Her eylemde öldürülen ''devrimci gencin''  hesabını soracağınıza yeminler ediyorsunuz, Pkk tarafından Hamburg'da öldürülen Kürşat'ın hesabını mecliste yanayana oturduğunuzda yoldaşlarınıza sordunuz mu?... Sormadınız.. belki de Kürşat Kürt olduğu için önemsemediniz!?

- Yüz yıldır Kürtleri inkar eden, katleden, horlayan hükümetlerle ortak olmaya onların Kemalist devlet sorunsalını kabul etmeye zorladınız. Bu konuda sosyalizmin, solculuğun bütün ''izimlerini'' kullandınız. Cumhuriyet tarihinde ilk kez bir hükümet devletin Kürdistan'da yaptıklarından dolayı özür dileyip,  Kürtlerin varlığını kabul ediyor. Bu kabulun nasıl olmasını kararlaştırmak için Kürtleri konuşmaya davet ediyor. Ama sizler ne hikmetse bizim bu hükümetten uzak durmamızı istiyorsunuz NEDEN!?... Pekiyi ''Padişahtan memnun değilsiniz, hani ''Ferman Padişah'ın dağlar sizin''di? Kendi Padişah'ınızı devirmek için de bizim dağlarımızıi gençlerimizi ve sivil halkımızı neden kullanıyorsunuz?. Oysa ki, Köroğlu'nun çıktığı Bolu Dağı'nda, Çakırcalı Memed Efe'nin çıktığı Ege dağları bomboş ve yanmamış ağaçlarla bezeli.

Alın size Padişah düşmanı ''kınalı kuzu''larınızı Bülent Uluer Ege Dağlarına, Ertuğrul Kürkçü Bolu Dağlarına çıksın. Ne de olsa Nurhak Dağlarından tecrübesi vardır.

Yeter artık Tc'yi ve onun demokrasisini koruma nöbeti hep ''hevallere '' kalmasın... ''Kınalı Kuzu''larda bu uğurda toprağa düşsün ki yalnız bizim kanımız Çanakkale'ye yeni bir destan olmasın.

Şimdi bunları yazarken  kulağını çınlatmadım diye Sırrı Süreyya alınmasın,   ne de olsa en has en TC.  savunucusu ve seçkin devletvekilidir. Alınmasın.  Ona da bir sorumluluk çağrısı yapayım. Çünkü, Sırrı Süreyya sıksık toplumsal hassasiyetlerden, faili mechullerden bahsediyor, oda sıra arkadaşlarına Mehmet Turan'ı, Çetin Güngör'ü, Barzan Dürre'yi,  Enver Ata'yı, Resul'ü ve diğer A. Öcalan'ın, avukatlarının ve kendi mahkeme itirafındaki on dört bin içinfazdaki yiğit Kürt gençlerinin akibetini ve kimler olduğunu da sorsun. Unutmasın ki, Kürt halkı nasıl Şeyh Saidi, Seyid Rıza'yı unutmadılarsa bunları da unutmayacak. Ve bunların itibar iadeleri günü geldiğinde Sırrı Süreyya hangi maskesini takınacak çok merak ediyorum.

BEŞERİ ADALET, arkasında dayısı ve silahı olana pek dokunmaz, İLAHİ ADALET'in varlığından pek emin değilim...

Siz Türk solcularını kendi vicdanınıza havale ediyorum... Eğer Varsa!

 

5Kasım 2013

2. Mar, 2017

Neden Yazmalı

Küçücük kafeteryanın pençeresinden denize bakıyorum.

Dünya siyasi otoritesi kabul edilen ülkelerde, iktidar alanında etik-moral aramak  ve yardıma muhtaçsan ihtiyacın olan desteği  bulman çok zordur.

Rasyonelleştirilmiş politik zafer teknolojisi hep güçlüden tarafa  işler.  Maalesef…  

Çünkü geniş otorite  alanında ''etik'' olması mümkün değildir, moda deyimle fıtratına aykırıdır.

Öyle ki, yapılan bu haksızlığın acısını bilmelerine ve görmelerine rağmen zulmün uzatmalarını Kürt halkına reva gören  hayın  bir dünya otoritesi mevcut…   

Bu duruma çok üzülüyorum.  Normalde evde veya iş yerimde yeni bir haber alırım heycanıyla sohbetleri ortadoğuya yönlendiriyorum.  Savaşın bittiğini duymak istiyorum. Ama burada çoğunun umrunda değil, hiç takmıyorlar hemen konuyu değiştiriyorlar.  Bende sesimi kesip iş bitimini bekliyorum. Hemen hergün aklım ve yüreğim Peşmerge’nin yanında.

Bir dağ çocuğu olan, güzel yer deyince dik yamaçların derin vadilerin ve göz alabildiğince uzanan ovaların aklına geldiği birisi olarak denizde ne bulabilirim?...

Denize ait hiçbir anım, balık, bot, sandal yakamoz gibi kavramlara aşinalığım ve hevesim  yok.

Denizi en çok şairin dizelerinde ki ‘’ denizi seviyorsan, denizin de seni sevmesi gerekmez’’ dizelerini anlamışım.

Aşkın aşık olmakla, sevginin sevmekle ilgili olduğunu , sevmenin sevilmekten daha derin ve anlamlı olduğunu anlatırken insanlara, bu dizeler dökülür dudaklarımızdan.

Şair’in ve Yazar’ın en çok sevmeyi yüceltenini sever ve ona  itibar ederim.

 Haa aklıma gelmişken aslında denizle bir başka yakınlığım daha oldu, Hani çift sıra düğmeli, geniş yakalı, insanı dik ve adeleli gösteren denizci kabanları varya onları babamın üzerinde görmek isterdim.  Ege üniversitesine başladığım yıl babama hediye olarak almayı düşündüm.  Mutlak onlardan bir tane almalıydım.  Babam onlardan giyerse çakı gibi delikanlı olur da on bir kişilik ailemizin yüküyle bükülen beli ve  omuzları düzelirdi belki.

 Çünkü benim babam yeşilçam filimlerindeki gibi; adil dürüst yiğit jönlerden biriydi benim gözümde.

O heycanla eve dönmeyi beklerdim.

Babamla karşılaştığımda yanlızlığı ve yaşlılığıyla yüzleşince kendime kızar, düşündüğüm şeylerin ve yaptığım  şeylerin aptalca ve gereksiz olduğuna hayıflanıp yarın daha gerçekci olma kararıyla kitaplara yada televizyona dalardım.

Madem denize –dargınsın-  neden denize karşı bir kafeteryada her haftasonu arkadaşlarınla birlikte oturma ihtiyacı hissediyorsun, diye soracaksınız. Uzun bir sürgün hikayesi … vaktiniz varsa anlatayım . Yok eğer boşver be adam benim hikayem daha ilginç derseniz, hiç vakit kaybetmeden yazmaya başlayın. 

Günün birinde sizin  güzel hikayeniz yerine  başka biri daha az ilginç hikayesini ya filim ya tiyatro yada siyasal portre diye önünüze koyarlar…

Bu da yetmez birileri yazanı sevdiği için kalkar o  abuk sabuk kişiye eser yarattın diye ödül verir.

Allah göstermesin çocuklarınız veya torunlarınız , gün gelirde edebiyatla ilgilendiğinde kendi ulusal edebiyatını tarihi eserler arasında görmek zorunda kalır.

Dünyamızda okuyandan çok yazar varmış, bir çok yazar belki okuduğundan çok fazlasını yazmıştır.

Beni bu kadar geç ve çekinerek yazmaktan alıkoyan sebeplerden biri de bu.  

 Nitekim, yazmadan, yazılmadan yazının ve  yazanın da gerçek değeri anlaşılmıyor…

Şilan Yaşar 2014-05-01

 

2. Mar, 2017

 

Birinci medeniyet çekişmesinde (Fransız devrimi)  George Büchner, şöyle söyletir  Danton’a:  "ihtilal saturn gibidir, kendi evlatlarını yer''. 
Tüm devrimlerde yaşanmış, evrensel olduğuna inanılan bir gerçeği dile getiren söz oldu  bu.

 İkinci  medeniyet çekişmesine baktığımızda  ( Arap Baharı),  inanılır gibi değil ortaçağda ki gibi kadın pazarı kuruldu.  Kadın ve kız çocukları açık artırmayla satılıyor.

 Suudi Arabistan Müftüsü Abdülaziz bin Abdullah fetvasında  şöyle diyor:  ‘’ Müslüman bir erkek belirli koşullarda  şiddetli açlık çekiyorsa karısını veya karısının vücudunun çeşitli parçalarını yemelidir.‘’ Ayrıca  Fetvanın, kadının kurban edilmesi ve kocasına itaati ile kadının erkeği ile bir olma isteğine kanıt olarak yorumlanabileceği anlamı da taşıdığını ekledi.  

 Görünen o ki, Suudi Müftü’sü bu devrime kendi kadınlarını  yedirmenin  hazırlığında… 

 Kadınları kendi malları gibi algılayan zihniyetin vardığı son noktasında, aynı ortam da aç kalan erkeğin ne yiyebileceğini açıkladı … Peki tam tersine erkeğin karısı acıkırsa, ya da şiddetli açlık halinde kocasını yiyebilir mi?... Tabiki hayır! Çünkü mutfaklarında erkek etinden tatlısından ve içeçeği menüde yer almıyor. Misal siz hiç bir menüde, Erkek dudağı, erkek göbeği, Sütlü Nuri tatlısı  gördünüz  mü? Görmediniz... göremezsiniz çünkü yoktur . 
Türk mutfağına bir göz atalım:  Kadınbudu köfte, Analı-kızlı, Yengen, Şıllık tatlısı, Dilber dudağı, Hanım göbeği, Sütlü Nuriye  filan... nerden gelmiş diye düşünün? Yakında menülere kadın şişkebabı da eklenirse şaşırmayın.. Tabii...  Çünkü barbar ulusların kültürlerinde insan eti yeme gibi bir alışkanlık vardır...   Sakatat düşkünü Daiş bu kültürün takipçisidir.  
 Menüde,   kadın kaburgası ve şişkebabı  görürseniz şaşırmayın, hatta şimdiye kadar neden akıl edemediklerine hayıflanacaklardır.  Ayrıca hala yasallaştırılmayı bekleyen,  Ölünün 6 saat sonra bile ırzına gecen bir anlayışın bunuda demiş olmasi; sizlere şaşırtıcı gelmesin.

Diğer taraftaki öve öve yere göğe sığdıramadıkları bir içim su olan 72 huri içecek menüsünde bekletiliyor… 
Kadınlara vaad edilen ne var ? Hiç birşey. Ne bu dünya da ne de diğer tarafta... Öyle ki,  Kadınların kocalarının izni olmadan dışarı çıkmaları ve bir şehirden diğerine gitmesi de yasak ...neyin tepkisi.. Bir bildikleri var ki karılarını dışarı çıkmıyorlar.  Sonuç ortada , bundan böyle  kadınları çiğ çiğ yemelerinin önü açıldı…  
Bunlar gerçek müslüman değil, Gerçek müslüman kendi karısını yemez,komşusunun karısını yer, diyebilirler. 
Komşusu aç yatarken karısını yiyen bizden değildir, gibi yorumlar da alır başını gider… Yüz çeşit İncil kitabı var, bir o kadar çeşitte  hristiyanlık var... Bir Lenin var binlerce çeşit devrimci var.. Bütün bu doğmatik ideolojiler varolduğu gibi yorum yaratmak kolay oluyor. Müftü'nün tabiriyle...   Minareyi çalan kılıfını  uydurur.