Referandum Öncesi ve Sonrası

30. Tem, 2018

Şilan Yaşar // Evimizin dengbeji ve çîrokbêji gideli, acı sözcüğü aşağı yukarı 6 yıldır Annem’le eşanlamlı oldu. Bazı insanları tarif etmek mümkün değil, kelimeler yetmez. Gerçekten yetmez. O insan dünyaya anne ve insanlığa dost olarak gelmiştir. Ardında bıraktığı boşluğu kabullenmek kolay değildir. Gidişinin üzerinden tam altı yıl geçti. Koskoca altı yıl… Bu altı yıl içerisinde tüm basiretsizlikler beni buldu; trafik kazası, en ağırından bir hastalık, operasyon, maddi manevi dibe vurmalar… öyle ki; reflekslerim kaybolacak, sinir uçlarım hissizleşecek ve yüreğim kuma dönecek kadar zorlandım. Hani tesadüfler insan hayatında büyük rol oynar derler ya aynen öyle hatta bende o tesadüfler tüm hayatımın yönünü çizdi. Yine de hepsi bir yana; ille de annemin gidişi!…
Anneme büyük bir gönül borcu duydum her zaman çünkü onun sayesinde erkek kardeşlerimizle eşit haklara sahip olduk ve aynı haklardan yararlandık,

Evdekileri cinsiyetinden dolayı ayırd etmezlerdi. Derviş Sabrı’nın literatürden kaldırılıp yerine ”ŞEMÊ Sabrı ” konmalıydı. Tam dokuz çocuk doğur, onları koru kolla büyüt, geriye kalan ömrüne de onları eğlendirmek düşsün!
Sınırsız, o ana kadar tanımadığı bir aşk ve bağlılık duygusuyla bağlıydı çocuklarına ! O’nun sabrı üç gün üç gece süren masallara da yetiyordu.

Filim gibi tasfirler, betimlemeler, muzikal jenerik, nuanse ederek… her şeyiyle kendine hapseden mükemmel bir anlatış ve öğretiş tarzı vardı.
Anlattıklarının çoğunu bizlere ibret olsun diye de sonunda mesajını da eklerdi.
Onu ilgiyle dinler çoğu zaman sessizce ağlardım. ”Sevenlerin yüreği ağaç yaprağı gibidir, yel vurmasa da titrer !” deyişi aklımınbir köşesinde tutmuştum.

Annemin anlattığı bir masaldan ve strandan bile yola çıkarak, aşkı, tutkuyu, Kürdistan’a ait sürgünleri dinleri, savaşı, entrikayı her şeyi… Özelikle de sürgün edilen yada gönderilmek zorunda bırakılan Kürtlerin yaşadığı
dramsal yaşamın hala bizim yaştaki kuşakların, vatanından koparılarak hiç tanımadığı mekanlara sürgün edilmeleri, şarkıları hem güncelliyordu hem de anlamlandırıyordu. Söylenen eserde, bu dramların bir kesitini dillendiriyordu.
Annemi tanıyormuş gibi Rus bilgini Halfin: -Kürtler dünyada en çok masalları olan halktır- diyerek Kürt sözlü edebiyatına dikkat çekmişti. Bu zengin sözlü edebiyat ile dili bu kadar derya zengini kıldı belkide.
Ölünün yaşı olmadığı gibi yetim ve öksüz kalmanın da yaşı yokmuş!… onu öğrendim… Torunlarıyla parkta oynayan anneler, pazardan filelerle, titreye titreye giden annelerin annemden uzun yaşaması dert oluyor bana. Ruhen yoksullaştım, küçüldüm, büyüyen bir özlem duygusu kaldı geriye.

Her 30 Temmuz’ günü benzeri duyguları yaşıyorum. Oysa ki, o çoktan melekler uykusunun kaçıncı safhasında yatıyor. Keşke yaşayanlar da acılarını uyutabilse! Gözlerimi kapatınca herşey capcanlı zihnimde… Daha dünmüş gibi Türkiye’den gelecek uçağı bekliyoruz. Havalimanına gittiğimizde , İsveç’te ne kadar Kürt varsa o gün oradaydı. Sanki sözleşmişiz de aynı gün orada toplanmıştık. THY o gün sadece Kürtleri taşımıştı. Uçağın geliş sesiyle heycanlandım, berrak gökyüzü yolcu değil gökkuşağı taşıyordu.

Geliyorlar! Geliyor diyor ablam Xece Annem geliyor ve yanında ki Orhan Kotan’ın annesi Hurriye Hanım- diyor. Onun arkasında ki de benim annem diyor Mehmet Uzun. Bazı annelerin 2-3. gelişiydi- kıdemli- diye de ekliyor. Annesi gelmeyenler annelerinin gönderdiği müstakbel eşlerini karşılamaya gelmişlerdi. Hemen herkes gelenler arasından bir bir kendi yolcusunu işaretliyordu…

En son yolcu İsa’nın annesiydi, en alımlı mankenden hallice üç eteği ve kocaman kofisiyle alkışı haketmişti. Oda zılgıt atarak karşılık verdi derken çoşkuyla zafer alayını noktalamıştı. Her biri birbirinden değerli anneler evlatlarını kucaklarken:

Ani duygu geçişi, sevinç gözyaşlarına dönüştü. Ana kokusu evlat kokusuna karışınca ağlaşmalar arasında anasını alanın hızla kaçısı, göz yaşını göstermeme telaşı… -Rabbim, taşıyamacağından fazlasıyla sınamasın kimseyi- diyor Annem.

Çocuklarına kavuşma günleri ışık hızından, ağır çekime dönüşüyordu. Yorgun ve acılı bedeni sevdiklerini ve doğup büyüdüğü toprağı özlüyordu. Bir kaç kez yemin içirmişti. Mim Kutte’nin kulağını çınlatarak ” Ma ben Türkçe bilmiyorum, sakın beni Ankara’da gömmeyin” deyişini :-Ma ben İsveççe bilmiyorum- versiyonuyla altını çiziyordu. Yemin içerek söz vermiştim. Kaldıki hiç bir kardeşim de evimizin kıymetlisininin vasiyetini yerde bırakmazdı. Ama, tüm yaşlılar gibi kendisini güvende hissetme duygusuyla hepimizi ayrı ayrı tembihliyordu. -Elim kanda dahi olsa ne yapar eder seni götürür, Babamın yanına defnederim- demiştim. Öncelikle bu muhteşem ve direngen annenin bizi kolay kolay terk etmeyeceğine ve en kısa zamanda iyileşeceğine emindim. Ona sözüm vardı. Birlikte ümre yapacaktık. Bir gün biri bana bu yazıyı yazacağımı söylese -asla- der ona küserdim! Küstüm. Bir entruman, gürül gürül çağlayan dengbej annem artık suskundu… Ogün bügündür tüm stranlara ve masallara olan küskünlüğüm. Gırtlağımın herbir boğumuna takılıp kalmış beni nefessiz bırakan şarkılar ve masallar…

O uğursuz gün beklemediğim bir günde geldi çattı. Ruhum derinden sarsılırken, gökyüzünde zifiri karanlıklar arasından seğiriyorum… Gök onu getirdiği günkü rengini kaybetmiş gündüz gözüyle kapkara kara kuşaklı. Kalkışta ve inişte bir kaç kez yelpazelendi uçağın kanatları, O tıkırtılar arasında yüreğimi, yüreğinin yanına bıraktığım Annem: Heyhat! , dedi… bilmez misin ? Uçağın kanadında gider sürgün tabutları…

31. Mar, 2017

 Şilan Yaşar / 

İnsanlık tarihi, insanın kendisi gibi yaşlandıkça başlangıcına dönüyor.
Yani emekleme çağına da denebilir.
Bunca yıl yeni inanış biçimlerinden ve dinlerin yarattığı değerlerden kurtulmaya çalışan insanlık galiba bu değerlere geri dönüyor.
Dinlerin esasında vaad edilen cennetlerinde sonsuz yorumlarla subjektifliği vardır.
Ama şeytan ve ona uyanların cezaları bu dünyada realdir. Ve dini kitaplarda cennetten çok cehenneme gideceklerin cezaları sıralanır.

Bugün gerek Avrupa da gerek Türkiye de vaad edilen subjektif demokrasi (ne olduğu belli olmayan), uğruna insan yaşamlarına müdahalede yaratılan şeytan motifi üzerinden alabildiğince hunharca uygulanmakta.

Misal: Kürtlere gelecekte ne olacakları vaad edilmediği halde; kimi zaman IŞİD şeytanıyla kimi zaman -Erdoğan Şeytanıyla- korkutularak Ortadoğu'da Kürtlerin inkarın katliamını, baskının partisi olan CHP bugün Kürtlerin itifakçısı!
Demokrasi, havarisi kesilen CHP daha dün uluslarası anlaşmalar gereği bile olsa göndere çekilen Kürd bayrağına karşı feryat figan eden CHP'nin yarattığı Erdoğan Şeytanına neden inanalım?
Yıllarca Atatürk, İsmet İnönü tek yönetici değil miydi? Kürtlere ve Kürt illerine seçme seçilme hakkı yasaklıydı!
Askerin git dediğinde giden bir parlamento vardı.
Feryad figan eden HDP'liler iradeleri kendi imzalarıyla teslim ettikleri A. Öcalan varken bir tek adamken!
eleştirmeleri hak mıdır? Kaldı ki en ilkel baskı yöntemlerini kendileri kullanırken muhalefeti medeniyetsizlikle
suçluyorlar. Bu kastedilen hangi medeniyettir?
Bu medeniyet ki, Türkiye'yi NATO'ya, AB'ye konuşma prossesine dahil ederek Kürtleri inkar eden bir devleti dost edindi.
Şimdi bu medeniyet, Kürt Petrolünü dünya pazarına taşıyan Türkiye'ye kızdığı için onunla kavga ederken biz neden onların dostluğuna inanalım ?
Biz neden onların dostluğuna güvenelim ?
-Medeniyet-'in bekçileri haline getiriliyorlar.
Bu medeniyet ki, Kürdistanı parçalara böldü...
Bu medeniyet ki, Kürtleri onlarca yıl bombaladı (İngiltere)...
Bu medeniyet ki, Kürtlere kendi toprakları üzerinde vatandaşlık vermedi( Fransızlar-Rojava'da)
Bu medeniyet ki, Hitler'den sonra Kürtlere karşı gazı Saddam'a sattı.
Daha medeniyet neler getirsin !, bundan korkunç ne olabilir?
Bütün bunlar olmuşken ne farkeder ki bırakın Erdoğan'da keyfini sürsün!
Nasıl olsa her iki tercihte:
Ne dinlerin yönettiği toplumlarda ne de -parlamenter demokratik- Türkiyede vaad edilen cennetlerinde Kürtlere yaşam hakkı olmadı!
Dolayısıyla bizi gelecekteki Şeytan'la korkutmasınlar!
Zira biz o Şeytanla birlikte yıllardır yaşıyoruz, tanıdığımız için bir biçimde yaşamayı öğrendik.
Ancak Kürtler kendilerine uzanan elleri hiç bir zaman itmemiştir.
1950'lerde Demokrat Parti Kürtleri Türkiye siyasetine katarak iktidar olabildi.
AKP bunu iyi bildiği için Kürt illerine yöneldi.
Ve sonuçta Kemalizme en son darbeyi Türkler ve Kürtler birlikte vurdu.
Türkiye anayasasında değiştirilen her madde, Kürtlerin gaspedilen haklarının iadesi anlamına gelir.
Bu oluşum gelecekte Kürtleri Kemalizm benzeri ideolojilerle yönetmeye niyetlenen kesimler için de bir uyarıdır.
TC'nin Kürtlere öğrettiği tek şey ve Kürtlerin ustalıkla kullandığı seçmen oylarının gücüne inanıyor olmalarıdır.
Kürtlerle AKP ittifakı CHP ve HDP ırkçılığının yanında fersah fersah ilerici sayılır.
Geleneksel bölge rejimleri Kemalizm, Baas ve İran despot mollaları ile işbirliği yapan Kürt muhalefeti, Kürtlerin önünde en büyük engeldir.
Türkiye'de ilk defa Kürdistan bayrağı ile Kürt liderleri karşılandı! Bu ırkçı Kemalistler ve biçimsiz solcular (nasyonal sosyalist) için bir mevzi sayılmayabilir. 
Ancak Kürtler  için büyük bir gelişme demokrasinin de olmasa olmazıdır!.
Bugün Kürtlere teşekkür eden AKP, Kürt Petrolü ve Kürt bayrağını göndere çektiği müddetçe Kürtlerden karşılığını alacaktır. Kürtler kendilerine uzanan eli tutmasını bilir.
Kürtlere önerim, siyasal değil kimliksel olarak Kürt olalım. Çünkü siyasal Kürtlüğün her biçimde -Şeytan detaylarda gizli-dir...

 

 

28. Mar, 2017

Derler ki:

Hazan mevsimi; sonbahar; Güz; yaprak dökümü; bağbozumudur…

Oysa ki Zara’nın henüz bahar mevsimiydi…

Peşmerge kızıydı güzel,narin, cesur, yiğit ve asiydi.

Artık yaşamıyor. Kültür bakanımız Felakettin Kakayi’nin kızıydı.

Zara Kakayi … Saddam’ın enfallerinden birinde kayboldu.

Kayıp Kürt kızıydı, uzun yıllar bulunamıyordu.

Neticede Enfal Bakanlığının azmi sonucunda bulundu.

Bulunduğu gün hasta yatağındayaydı.

Ailesi henüz kızlarına kavuşmanın sevincini yaşayamadan, acı haberi öğrendi.

Kayıp yıllarında yakalandığı sinsi hastalığı son safhasındaydı.

Modern tıbbın tüm uygulayacağı ağır tedavilerden geçti.

Babası onu bu acılı tedavisinde bir an olsun yalnız bırakmadı.

Ancak tedavilerinin hiç bir yararı olmadı.

24-1-2014’de,  sabah saatlerinde hayata gözlerini yumdu.

Bugün onun doğum günü !

Yaşasaydı bugün 44 yaşında olacaktı! Olamadı… ardında bıraktığı babaya bu acı ağır geldi. Bir kaç ay sonra kızının ardından kalp krizi ile hayata veda etti.

Lise yıllarımda ” Ölüm nereden ve nasıl gelirse gelsin, hoş geldi,safa geldi!”.. derdik..

Demez olaydık!.. Biz çok şımarttık ölümü…

Ölümün bu kadar şımaracağını bilemezdik ki!.

Her gencin ölümü halkımızın onulmaz kaybıdır..

onbinlerce Kürd gencinin hayatı çalındı/ çalınıyor..

Daha 5 gün önce bir fidanımız gündüz gözüyle!…. yüreğimizde unutulmaz, kapanmaz yaralar açarak infaz edildi.

Bu tufanda en verimli çağlarında aramızdan koparılıyorlar.

Ölüm adın kalleş olsun!” desem, kalleşlik bunun yanında masum bir çocuk şarkısı kalır.

Gün ola harman ola!.. desem o harman çok uzadı… gün gelir, bir gün gelir de hesabı sorulur elbet!…

İşte o gün gerçek özgürlüğün her bireyin inandığı her inançla yaşamak olduğunu ve özgürlüğün sadece önünde eğilinen lider, selam verilen bayrak, dikilen heykeller

ve uyulan kanunların olmadığı anlaşılmış olur…

Değerli arkadaşım nurlar içinde uyu… ölüm sizlere hiiç mi hiç hoş gelmedi…

Ölüm sana hiç mi hiç yakışmadı!

 

28. Şub, 2017

Şilan Yaşar / Tarih tekerrürden ibaret değidir, tarihi bilene... Tarih yüzsüzlüğün tekerrüründen ibarettir aslında; dün Hindistan'a yapılan Bugün Kürtlere yapılıyor. Ganhdi'ye İngiliz devlet adamları: "Ama siz Hindistanlılar parça bölüksünüz, birbirinize düşmansınız vb" diyince. Ganhdi, gözlerinin içine bakarak: -Ben hukukçu bir liderim, hukuku bana satmayın !, ben de sizlere..- der. Gandi İngilizlere, kendisi de bir avukat olarak hukuki terimlerle haddlerini bildirmişti. Kürtler, Gandi’nin zaferle sonuçlanan eşsiz direnişini örnek alınmalı. Nasıl mı?
1930-31’de toplanan Londra Yuvarlak Masa Konferansı başarısızlıkla dağıldığında, Hindistan’a döndü ve tekrar pasif direniş organize etti.
İkinci Dünya Savaşı sürecinde teklif edilen, federasyon, otonomi gibi merkezi yönetime bağımlı kılan tüm tuzakları reddetti.

Tam bağımsızlıkta ısrar etti. Kürtler de ısrar etmeli. Çok geç oldu belkide ama onlarla ayni dili konuşmayı bilmeliyiz!.

Gandhi gibi istikrarlı: Önce bağımsızlık sonra olmayan proleteryanın(!) haklarını ve devleti olan halkların kardeşliğini savunmalıyız.

Kürtlere klasik sömürgeci taktiği uygulanıyor: Batılı devlet adamları aynı pişkinlikte: "Ama siz parça bölüksünüz, birbirinize düşmansınız... Kürtlerin ulusal bilincinin yeterince gelişemediği, ulusal birlik duygularının yeterli bir seviyede olmadığı, devlet kurma konusunda pek istekli davranmadıkları,önlerine çıkan tarihsel fırsatları heba etmekte uzman oldukları vb".

Yemezler!

Kürtler hiç olmadığı kadar birlik beraberliğin zirvesini yaşıyor.

Güney'de seferberlik ilan edildiğinde, parça farkı gözetmeksizin onbinlerce peşmerge bu çağrıya katıldı.

Bu çağrıya Ankara'nın bir ilçesinde doğan ben de ciddiye alıp adını yazdıranlardan biriyim, İsveçten gidenlerin de şahidiyim! Bingöl doğumlu, Almanya'da işini gücünü evini barkını bırakıp giden Dr. Sait'ın yüklendiği kutsal, yüce görevi ve daha bir hafta öncesinde aynı timden şehit olan kızılteeye naaşı gönderilen ve ene aynı timden şehit olan Doğu Kürdistan'lı Peşmerge ve daha niceleri...

Bunu en iyi koalisyon devletleri biliyor, görüyorlar.

İyi güzel de birleşmesi gereken Kürtler zaten -Bağımsızlık zemininde birleşti. Kürdistanı savunmak için birlik beraberlik teklifi veya davetiyesi gerekmez!

Güney Kürdistan, ulusal kimliği sürdürmenin merkezi durumundadır, Bunu en iyi Batı görüyor. Dünya basınına baktığımız zaman, Kürdistan'in Güney, Batı ve Kuzey parçaları tümden dünya siyasal otoritesinin kaleminden konuşuyor.

Öve öve bitiremiyorlar, hala yapmaları gereken Kürtlerin birliğini beraberliğini pekiştirecek bağımsızlığı sunmuyorlar.

Kuru kuruya övmek insanı öfkelendiriyor.Yazılacak ve söylenecek çok sey var bu konuda.

Tek cümleyle - Devletsiz olduğu için katledilen Kürdlerin sayısı bugün devlet olan bir çok ulustan sayıca daha fazla, bir kaç devlet kuracak kadar çoktur..

Şehitlerimiz birlik beraberliğimizin ispatıdır..

Bu fırsatı değerlendirecek ve Kürdleri bağımsızlığa taşıyacak ortak bir ulusal bilinç ortada var.

Kürtler görevini yaptı şimdi sırada Batı'nın diyet ödeme zamanı gelmiştir. Onlar birlik beraber olup Kürtlere destek olmalıdırlar.

Hali hazırda objektif olarak 25 yıldır ülke yöneten bir Küçük Kürdistan'ımız var:

-Kürtler birleşmeli diyen- Bu kurtuluş yalnız ve yalnız milli değer ve kimliklerimizi güçlü Kürtlerin bu gün tarihi yeniden yazma kudreti ve şansı vardır.

Çünkü, Kürtlerin örnek alınacak bir demokratik devlet tecrübesi oluştu. Bölge devletlerinin tüm müdahale, geriletme ve birliğini bozma girişimlerine rağmen artık geri dönülmez bir şekilde ciddi bir devlet oluştu. Ama, dahası var bir asırlık farkı kapatmak için de acilen devlet yapılanmasına ihtiyaç vardır. Yani -tavuk mu yumurtadan çıkar, yumurta mı tavuktan- meselesi... Bir halkın tutunması, sahip olması gereken en temel özellikler, kolay degil ki düşman komşular arasında tutunmak! Her türlü imkana sahip, ortalığı sofistike silahlara sahip sırtlanların, çakalların, yılanların, insan suretine bürünmüş bir sürü mağara adamının kapladığı, taşeron ağının,orta yerinde linç kültürünün hüküm niteliginde bir adaletsizlik, haksizlik ve zulümle karşılaşacak çiceği burnunda Kürdistan...Bu nedenle; Kürdistan sorunu , Birleşmiş Milletlerin, Amerika Birleşik Devletleri’nin, Avrupa Birliği’nin ve İslam konferansının, Ortadoğunun ortak sorunudur: Çünkü Kürdistan uluslarası işgal edilmiştir. Geri alınması için de bu oluşumların başı çekmesi, destek vermesi gerekiyor. Değilmi ki Kürtler bu oluşumlar yüzünden bu kadar acı yaşadı!. Yeter ki mesele doğru kavransın.

Kaldi ki, Batı'nın söylediği ile "birlik-beraberlikçi" Kürtlerin anladığı, farklı şeyler.

Nato ülkeleri buna bizzat dahildir ve şahittir!... onlar için devlet kurmak, işten bile sayılmaz.

Tecrübeyle sabittir; Afrikada’da, Ortadoğu’da, Latin Amerika’da, hatta Avrupa’da normal koşullarda ‘’devlet’’ olarak bile tanımlanmayacak bir çok devlet var.

Ama bölgesel ve uluslararası çıkar ve dengelerle bu devletler kuruldu, korundu, savunuldu.Kimi çadır, kimi asker yönetimi, kimi polis, kimi de hepsinin toplamı olan -Mafyatik Yönetim-'lerdir-.

Kişi başına 3 asker 2 polis düşen Ortaçağ Despot Molla rejimi kelle kesmeye devam ederken, kırmızı halılarla karşılanıyor.

Birbirine komşu Arap ülkeleri ve bunlardan 300 bin nüfuslu Katar’ın, Kürdlerin geleceğini belirlemede söz sahibi olması hangi hukukla açıklanabilir?

Bugün, 47 üyeli Avrupa Konseyi’nde, 55 üyeli İslam Konferansı’nda, 22 üyeli Arap Birliği’nde, 193 üyeli Birleşmiş Milletler’de, nüfusu 10-15 bin olan, 50 bin olan devletler bile var. Bunlar, Kürdlerin geleceğini belirlemede rol sahibidirler. Bugün 28 üyeli Avrupa Birliği’nde, Luxemburg, Malta, gibi devletlerin nüfusu yarım milyon civarındadır. Kıbrıs’ta, Rumlar artı Türkler bir milyon bile etmez. Estonya, Letonya Litvanya, Slovenya, Slovakya gibi devletlerin nüfusu 2-3 milyon civarındadır. Ama, Kürdler’in, Yakındoğu’da 50 milyondan fazla nüfusa sahip olmalarına rağmen, bir siyasal statüye sahip olmamaları evrensel hukuksuzluğa, bu ilişkiler karşısında dikkate değer bir durum.

Kalkmış Mafyatik Putin pişkin pişkin -Kürtleri kaderlerine- sevkediyor. Kürdistan'ı kurdurmayız ama Kürtlerin Kültürel haklarının ezilmesine de izin vermeyiz diyor.

Demokrasi kültüründen yoksun Putin'in bir-kaç model üstü liderleri Kürt kıyımlarına ortak olmuşlardır.

Aksine Kürtlerin birden fazla devlet kurma hakları vardır. Rusların İnsaına bırakılmayacak kadar!

Uluslarası yaşatılan Kürt mağduriyet noktasında, icra edilen hukuksuzluğu telafi etme, noktasında öncelik Kürtlerindir.

Bugün Kürtler dünyanın ulus devlet sistemine her zamankinden daha haklı nedenler taşıyarak geldi.

Şimdi, Kürtler bu haklı duruşunu koruyarak "Kürtleri siz parçaladınız", kardeşim, hala da parçalanmasına destek oluyorsunuz,Kanton Kürdün neyine ?

Nasıl parçaladıysanız öyle de toparlayın! diyeceğiz.

Biz ancak bu kadar toparlanabildik, gerisi sizlerin evrensel hukukunuzun adaletine kalmış! bunu demeye yüzümüz ve hakkımız var!.

Kürd ulusal hareketlerine fiziki darbeye paralel olarak çok gelişen ulusal bilince de darbe vuruldu.

Bunu da büyük oranda başardılar anlaşmalardan sonra sistematik olarak dünya siyasi ve coğrafik haritalarından silinirken terör listesine eklenerek

Kürtlerin hafızası silinmeye çalışıldı. Çıban başı bunlardır, Unutmayın ki; Dr. Kasımlo ve Şerefkendi'nin katilleri hala dilomat pasaportlarıyla uluslarası Kürt avında fink atıyorlar. Hatta, Kürtlerin kurtlar sofrasında hakkımızı koruyacak bir kaç devlet oluşumuna ihtiyacı vardır. Yoksa bu Putin benzeri adamlarla başetmek kolay olmayacaktır, hele ki, sıfırdan devlet inşa etmek hiç kolay olmayacağından savunma sorunu yaşayacaktır. Uluslarası son model savunma levazımlarıyla donanımlı orduları varken, henüz harita üzerinde bir kimlik sahibi olamayan, kabul edilmeyen Kürdler bu birliklerde nasıl güç olarak yer alacak, nasıl hakkını, hukukunu, sınırını savunacak ?. Şavaş suçlularını yargılarken, Savaş hukuku açısından bakmak ? Ya da: Keşke tanrı olsaydı da bin defa bu sahtekarların belalarını verseydi!.

Elbirliğiyle Kürtlerin ulusal hafızasını yıprattılar,Kuzey Kürdistan'da, kendi çıkarlarına uygun sibop görevi gören empirmiş Kürtlerden yeni bir toplum inşa ettiler.

Halbuki Kürt ulusal hareketi ulus-devlet oluşumu süresince de aralıksız mücadelesini sürdürülmüştür..

Her ulusal hareket gibi başladığında güçlü bir ulusal ruhu, tarihi bilinci vardı.

Bugün ortaya çıktığı sanılan belgeler bile çok eski tarihlere aittir.

Hiç kusura bakmayın ama bugün yazılıp çizilmesinin payesi Kuzey Kürtlerine ait değil, Güneyde verilen ulusal mücadeleye aittir.

Neden sömürgeci akıl Kürt ulusal mücadelesini sürekli baltalıyor?

Nedeni açık !

İnsanı insan yapan, etik moral değerleri ulusal kimlikle gelir. Bu nedenle de ulusal bilinç gerekir.

Ad-soyad ve ulusunuz sizi siz yapan
Devletiniz de sizi siz yapan evrensel tanımdır. Dolayısıyladır ki; Ulusal bilinç, insanı birliğe, toplumları egemenlğe götürür! Bunu idame ettirebilmemiz için uluslarası hukukun Kürtlere devlet olma yolunu açması gerekir....