18. Mar, 2017

Peşmerge'nin Güncesi -11-

Bu sabah, At’lı bir peşmerge birliği, çadırımızı kuşattı.

Tam da Mela Baxtiyar'ın anlattığı gibi özel eğitimle yetişmiş, ulusal istikrar taşıyan, direngen yiğit, atlı peşmergelerdi bunlar.

-Hawre Xece-'yi aradıklarını söylediler.

Hal hatır sorma faslından sonra aynı aşiretten olduklarını söyledi Amir Müfreze.

Xece'nin silahlı peşmergelerle birlikte geldiğini duymuş, akrabaları gelmiş sevinciyle, hizmetine gelmişlerdi.

Konuşurken gözlerinin içi gülüyordu. Bir kaç kez Kürdistan'a gelen Xece ile gurur duyduklarını yinelediler..

Birebir bizim kasabanın lehçesiyle konuşuyorlardı.

Saatlerce süren hararetli sohbetimizle anadilimizin kutsalllığını ruhumuzda hissettik, biz bir aileydik.
Yeniden doğmuş yeniden bilincimizle güçlenmiştik. Yasaklı anadilimizin tüm yasaklara rağmen nasıl canlı kalabildiği kayda değerdi doğrusu.
Kerkük-Süleymaniye arasında genisçe bir bölgenin adi -Şexbizeyni-ymiş. Aşiret ismini oradan almış, çoğu aşiret gibi haliyle...

Ben bir kaç kez köy dedim, dilim sürçtü heycandan.

-Köy değil koca bir bölge- dedi, Amir Müfreze…

Lur veya Lor, evet bizim Lehçemiz konuşuluyordu.

Kürtçede –a- ve –o- arası bir ses vardır. Haymana'da ki 2 köyün adı Lar-Lor'du. Türkçe verilen isimlere ısınılmadı hala Kürtçe adıyla anılıyordu.
Her dönem önemli roller üstlenmişlerdi.

Hali hazırda YNK ve KDP’ye bağlı peşmerge birliklerinde yüksek rütbelerde görev yapan peşmergeler vardı.
Dil olarak lur lehçemiz var ki bu da merkezi ve bölgede üstünlük sağlayan bir aşiret olduğumuzu gösteriyordu.
Mele Mustafa Barzani'nin başlatmış olduğu kurtuluş savaşında Peşmerge saflarinda da yer almışlar, büyük bölümü hala Peşmergeydi.
Osmanlı döneminde kıvrak zekaları ve dini bilgileriyle üstünlük sağlamışlar, Osmanlı onlarla anlaşmak zorunda kalmıştı.
Bu anlaşma kürtleri sevdiklerinden değil, tamamen korktuklarından dolayıydı.
Saddam'ın Enfalinden payına düşeni bolca alıyordu o günlerde. O nedenle kampa götürülenler için çok endişeliydiler.
O günlerde, Saddam’ın çıkardığı 666 nolu yasayla 1980’li yıllarda bir çok Kürdün kimlikleri ellerinden alınmış, arazilerine, bütün malvarlıklarına el konulmuştu.
Sürülen, kovulan Kürtlerin geri dönmeleri halinde kurşun yağmuruna tutulacaklarına dair tehdit edilmişlerdi. Bunun yanı sıra çoluk çocuk demeden çoğu peşmerge ailesi
kamplara götürülmüştü.
Öylesine savaşçı yiğit bir halkın, bir aşiret mensubu olmak gurur verirken, sürgüne gönderilenlerin ve kamplara götürülenlerin akibetini düşündükçe yüreğim sıkışıyordu.
Kürtleri asırlar boyu düşman saldırılarından koruyan dağlarları, düşmanın gelişkin silahları karşısında güçsüz kalıyordu.
Artık geniş bir alanı kontrolünde tutmak ve yüzbinlerle sayılan bir silahlı kuvveti harekete geçirmek, avantaj olmaktan çıkmış, bağımlılığı ve yenilgiyi
çabuklaştıran dezavantajlara dönüşüyordu.

Çünkü, birbirine eşit olmayan imkanlara sahiptiler.

Ve de Kürtler devlet olmadıkları müddetçe hiçbir zaman düşmanlarıyla eşit olamayacaklardı.

Devlet imkanlarıyla, devlet olanın saptadığı zamanda, yerde ve biçimde savaşmak çok zordu.

Meltem gibi esen aşiret görüşmemiz fırtınaya dönüşen cümleler, bende hayranlık kadar ürküntü uyandırdı.

Gece uyuyamadım. Sabah olduğunda bir baktım ki bu mesele bir çok açıdan beni fazlasıyla üzmüş. Çok ama...