2. Mar, 2017

Peşmerge'nin Güncesi -10-

Şilan Yaşar / Dörtnala Şene köyüne vardık. Yolumuz köyün içinden geçiyordu. Üss’e en yakın yer o köydü. Bundan sonrasını artık yalnız yürüyecektik..
İki saatlik bir yürüyüşün ardından, saat üç suları Nawzengin göründüğü noktaya geldik. Kayalık bir yamaçta Peşmerge giysilerimizi giydik.. Kayalıklardan aşşağı bir çırpıda iniverdik. Kulağımıza helikopter sesi geldi. Emin olmak için dikkat kesildik. Ciddiye almadık, aman! dedik iki-üç günde bir tepemizde dolanmıyorlar mıydı zaten?
Eğer rotor sesi az ise çok alçaktan uçmuyorlarsa pek aldırış etmezdik. İlk intiba da bu defa gidici görünüyordu. Biraz bekledik... Ama olmadı. Tam tersine rotor sesi arttıkça arttı. Yaklaşıyordu. Şimdi daha iyi ayırt edebiliyorduk. Uçaklar ve helikopterler tepemizdeydi... Ne kadar yakındalar diye bakacak oldum: güneş gözümü aldı. Rotor gürültüsü kulak zarı patlatırcasına arttı. 5-10 dakika geçmedi belli belirsiz patlamalar ve silah sesleri gelmeye başladı. Yukardaki kayalıklara doğru koşturmaya başladık, Peşmergelerin korkulu rüyası helikopterler artık ensemizdeydi.
Gafil avlanmıştık, sığınaklardan baya bir uzaklardaydık. Kayalıkların tepesine doğru koşmaya başladık. Koşuyorduk, hareket halindeydik ... bizi görmemeleri imkansızdı. Yine de koşmaya devam ediyorduk.
Uzaklaşır gibi olunca sevindim. Derin bir nefes alacaktım ki; Yarım daire çizerek geri döndüler. Belli ki hedefi saptamışlar. Bir kaç saniye geçmeden, bombardıman tekrar başladı: önce güçlü bir patlama dağın sesizliğini yırttı, sonra dağın kendisini yırttı, göğe fışkırdı. Ben ne yırtılan yerde ne de aşağıdakileri göğe fışkıran yerdeydim. Orta da bir yerde kulaklarıma çivi gibi ding! ding! Çakılan yerdeydim. Beynim zonkluyor, beynimden cümle kurmama ve konuşmama yarayan tüm harfler uçuşuyor.. zerrelere bölünüp bilinmedk yerelere saçılıyo, sadece genzimde biçemlenen dizgelerden tek harfe takılı kalıyor: Aaaaa!!...
. Bir kaç koldan Nazeng bombalanıyordu, Helikopter bölge üzerinde geniş açılı dönüşler yapıyor bize doğru yaklaşıyordu. Kayalıklara yaklaştığımda soluğum kesilmişti; yolun sonuna gelmiştim şimdiye kadar neler yaşamıştım, hararetle gözlerimin önünde canlanır gibi oldu. Kulakları sağır eden bir patlama koptu. Savrulup yere düştüm. Güç bela doğrulup, tökezleyerek kayalığa doğru koşmaya devam ettim.. En yakın bulduğum kayanın çatlağı arasına yuvarladım bedenimi. Artık emniyetteydim. Kocaman kaya doğal sığınak gibiydi. Nemli zemin, yosun kaplıydı, hızla iri karıncaların saldırısına uğradım, yüzümde geziniyorlar. Hafifçe dirseklerime dayanarak yüzükoyun vaziyette bekliyordum. Rotor sesleri patlamalar, makinalı tüfek tarakaları arasında devam ediyordu. Zaman durdu, bombardıman ne kadar sürdü bilemedim, uçaklar geri dönebilir diye bir müddet öylece kaldım. Biri ayaklarıma vuruyor sesi uğulduyordu ne dediği anlaşılmıyordu. Runak Xan dışarı çıkmamı söyledi. Bombardıman bitmiş. Uçaklar ve helikopter çekilmişti. Kulağımda uğultu bir müddet daha kaldı. Merkez Birim’e vardığımızda, bir kaç peşmerge toprak damda dolaşıyorlard. Selamlaştıktan sonra hasar olup olmadığını sorduk. –Hayır yok!- dediler. Sevindik.
...
Peşmergeleri, tedirgin eden kötü haberler bir bir sıralanmış gibi gelmeye devam ediyordu. Civar köylerin neredeyse tamamına yakını yerle bir edilip boşaltılıyordu. Gelen son habere göre, binlerce sivil evlerinden alınıp bilinmeyen yerlere götürülmüştü. Aynı zamanda Peşmerge’nin askeri operasyonları da devam ediyordu. Sürekli askerlerle çatışmalar yaşanıyor, her iki taraftan çok ciddi kayıplar oluyordu. Bu nedenle Nawzeng’de 1982’lerin sonunda hastahane faaliyete geçti.
Duyduğumda çok sevindim, lakin gitmeyi ve görmeyi hiç aklımdan geçirmedim. Aylar sonrası Nawzeng’de dolaşırken, peşmerge giysileri içinde ama silahsiz olan, boynundan aşırdığı, beline doğru sarkıttığı ufak bir çantasıyla orta yaşlarda, uzun boylu, bakımlı bir adam yanımıza geldi. Bura insanına benzemiyordu. Beyaz tenli, düzgün kıyafeti, hafif kırlaşmış saç ve sakalıyla bir salon beyefendisi görünümündeydi. Bir kaç hoş sohbetten sonra Doktor Fuad, diye tanıştırdık.
Mam Celal ile hastahane ile ilgili konuşurlarken, bana döndü: -Senden bir ricam var, yarın sabah hastahaneye gelir misin?- Ben ne yapabilirim ki? .. Yerinizi de bilmiyorum dedim. Kekeleyerek. -O halde , şimdi benimle geliyorsun!. Çantasından bir kaç poşet yerleştirirken, bir yandan da benimle konuşuyordu: mümkünse her sabah geleceksin dedi, gülümseyerek.
Doktor Fuad ile, hastahane yolundayken, askeri operasyondan dönenler arasında ağır yaralılar olduğu haberini yetiştirdiler. Issız yollarda yüzümüze çarpan yokluklar, kayıplar, kıyımları düşünerek hastahaneye vardık. Hastahaneye vardığımızda, yaralılar büyük bir odada, battaniyeler üzerine uzanmış acıdan inliyorlardı. Ortalıkta rastgele duran palaska, askılıklar, el bombaları, jarjörler, kütükler, kemerli palaskaları ortalıktan toplayıp yanlarına gittim. Batanilerden yastık yaptım. Mam Rüstem’in durumu ağırdı. Küçük odaya alındı. Kalbi durdu. Kalp masaji yaparken Doktor’un: - Rüsteeemmmm!... Diye haykırışı hala kulaklarımda… Nihayetinde Mam Rüstem hayata döndü... Serum takıldı. Dev gibi adam, cansız yerde battaniye gibi serili. Doktor Fuad, bütün bunları yaparken yaralıların aciliyet sırasını bir an bile ihmal etmedi, hepsine yetişti. Büyük oda’da bir yaralının yanına çömelmiş:
- Sakin ol!-… diyordu. Bu genç peşmergenin benimle aynı olan lehçesi dikkatimi çekti.
Doktor’a dalgın dalgın bakarak: -Tek elle peşmergelik olur mu?
Diye soruyordu, sesi titreyerek.
Dr. Fuad, yaralı peşmergenin sargılı kolunu tutarak: -Yüreğini ferah tut! Eskisi gibi olacak elin, söz veriyorum, dedi. Tek eli bileğinden kopacak haldeyken getirilmiş.
İlk defa karşılaştığım benim lehçemde konuşan Peşmerge Yirmili yaş civarında, esmer dalgalı saçları terden tüm alnını kaplayacak şekilde yapışmış, gözyaşlarını saklamak için başını önüne eğse de ses tonu onu ele veriyordu.
Dr. Fuad, bu gecelik, onu sakinleştirecek ve uyutacak ilaçlar verdim. Sabaha kadar uyur. Sabah sargılarını acar temizler, tekrar sararsın-, dedi.
Hastaların morale ihtiyacı vardı aksi halde – ilaçlar bile işe yaramaz-, diyordu. Diğer yaralıyı göstererek: ¨O’na da ağır ilaçlar verdim dedi.
Yanımdan geçerken peşinden gitmemi söyledi. Peşinden hole kadar gittim. Silahları uzaklaştır dedi Dr. Fuad usulca fısıldadı: - Elini kaybedeceğini sanan yaralı intihara tesebbüs etti gözünü üzerinden ayırma!-, dedi.
Dr Fuad, tahminimden çok daha dayanıklıydı. Çok az uyumasına ve yemek konusunda savruk davranmasına rağmen bir defa bile şikayetçi olmadı. Elli yaşında değilde sanki yirmi beş yaşında bir delikanlı gibiydi. Her sabah sakal tıraşı olması ne kadar enerjik olduğunun alametiydi. Hayat ile ölüm arasındaki ince çizgide cambaz görevi görüyordu; ustaca kullanıyor, ölümün eşiğinden, hayata çekiyordu, halkın deyimiyle -Azrail’in kucağından insanları çekip alıyordu -.
Yaralılara : - acele etmeyin yer altında herkese yetecek kadar yer var- diyormuş içinden. O gün yaralı ele geçen cebinde cennetin anahtarını taşıyan İran’lı pastarlara -acele etmeyin rezerv villanızın anahtarı cebinizde, cennette yersiz kalmazsınız- diyormuş. Güldürmüş çok eğlendirmişti bu iç konuşması. Kısıtlı imkanlarla mucizeler yaratan bu adamı hayranlıkla izliyorduk.
Mucizeleri, beni ve hafif yaralı olanları eğlendiriyor, güldürüyordu.. O gece kendi kampımıza döndüğümde soluklanmadan hastahanede Dr. Fuad’ın yaptıklarını anlattım. Dr. Fuad artık benim bilincimde ne yerde ne gökteydi; bir yere sığdıramıyor; ermiş diyorum , mucizelerini anlatiyorum. Derviş diyorum; alçak gönüllülüğünü anlatıyorum, bilge diyorum, bilgi derinligini anlatıyorum.. Nüktedan diyorum; yaptığı esprileri anlatıyorum.
Dr. Fuad’ın, bir müddet getir-götür işleri ile ve yaralıların hijyen işlerine koşturuldum. Dr. Fuad’in anlattıklarını, can kulağıyla dinliyor, bir tekini kaçırmıyordum.
Kısa zamanda işine yarar olmuş, yükünü bir nebze de olsa azalttım sanırım. En temel tibbi, cerrahi ve hasta bakımı deneyimlerini kazandırdı: dikiş atma, kan alma, serum takma, ilaç isimleri… İnsanların; kanına, canına, ruhuna dokunan bu yüce insana, sorularımın ardı arkası kesilmiyordu. Herşeyi bir anda öğrenmek istiyordum. Onun yönlendirmesi yetmiyordu. Daha fazla yardımcı olmam gerekiyordu. Bu durumu farketmiş olacak ki:
Nazik ve teşvikkar davranıyor, benim sormama gerek kalmıyordu. Yaklaşık bir ay gibi kısa bir sürede ne yapabileceğimi öğrenmiş, bir nebze de olsa işine yarar hale gelmiştim.
Dr. Fuad söylemeden oradan oraya koşturuyordum. Yaralı Peşmergelerin bir an önce iyileşmeleri için, canla başla çalışıyordum. Dr. Fuad’ı tanıdıktan sonra şunu anladım ki, hasta doktor ilişkisinde sevgi varsa yaralar çok çabuk iyileşiyordu. İyi bir doktor bunu başarabilendi...
Bir hafta geçti Mam Rüstem hala komada. Değerli Peşmerge komutanı; Peşmergeler ve diğer sorumlular ziyarete geliyor, halini soruyorlar. Otuz yaşlar civarında Mam Rüstem, Germiyan’lı Peşmerge Komutan’ı, battaniyeye sığmamış; ayakları açıkta kalmış... Saddam’ın hışmına uğramış ecel ile cebelleşiyordu.
Yine bir sabah Mam Rüstem’in serumuna ilaç boca ederken,
- Yeter Şilan Xan ! , dedi, Takaatsiz gözlerini kırpıştırarak.
-Biraz et.. biraz da pilav koy!, Dedi.
Sevinçten kahkaha atmışım.

Odadan koşarak Dr Fuad‘a bu güzel haberi yetiştirdim.

-Devam Edecek-