2. Mar, 2017

Şilan Yaşar

Sabah saatlerinde Nawzeng’de alışıla gelmeyen bir hareketlilik vardı. Bomboş mahzun duran dağlar aniden silkinip

canlanıyordu. Dağ yollarında bir yığın insan beliriyor. Nicedir boş ve sessiz duran dağların yamaçları

insan akınına uğradı. Bir hareket başladı üçer-beşer doluşmaya başladılar. Üss’de insan sayısı kız-erkek karışımı gurupların gelmesiyle artmaya devam ediyordu. -Peşmerge, askeri operasyondan dönüyor- diye kendimce yorum yaptım. Dağ taş dile gelmis, cıvıl cıvıl kızlı erkekli gruplar muhabbet ederek, şen şakrak koşuşturuyorlar. Kürdistan dağları aniden rengarenk çiçeklerle, gökkuşağının renkleriyle boyanıverdi. Runak Xan ile Nowşirvan’ın, Nawzeng’in zirvesinde bulunan mekanına tırmanıyorduk. Yolda karşılaştığımız gruplarla üçer kez sarılıp, öpüştük. Üzerlerinde şehir giysilerini görünce peşmerge olmadıklarını anladım. Yüzleri maskeli olanlar hızla selam verip geçiyorlar..
-N’oluyor Runak Xan?

-Komela`nın kongresi yapılacak, maskeli olanlar, şehir sorumlularımız-, dedi.-
Bak! şu karşıdan gelen peşmerge bizim ünlü şairimiz Şerko Bekes-, diye de ekledi.

Çağdaş kürd şiirinin Abdullah Goran’dan sonraki en önemli yaşayan temsilcisi YNK Peşmergesiydi. Runak Xan, Şerko Bekes’ı gülümseyerek sesli okuduğu bir şiiriyle karşıladı.

Ölü Şiirler

Bazı ölmüş şiirlerimi
Dün tepelikte toprağa gömdüm
Ama bazen mezarlarını ziyarete gidiyorum
Çünkü biliyorum
Eğer o ölüler olmasaydı
Şimdi bu canlılar olmazdı!

Şerko Bekes, Runak Xan gibi, Süleymaniye’li. Babası, Faik Bekes’in izini sürerek Kürd edebiyatında önemli isim olmuş görünüyor.Çok başarılı, bayıldım şiirlerine. Nowşirvan’ın karargahı civarında onlarca peşmerge vardı; her biriyle tek tek selamlaştık. Runak Xan kardeşi Avat’ı ve diğer peşmergeleri tanıştırdı. Bir yandan da toprak damda gezinenlere selam verdi. Çimenler üzerinde uzananlar, koyu muhabbetteydi, sadece selam verdiler. Güreşenler, bir birini çekiştirenler, kahkahalar... Şehirlerden gelenlerin üzerlerinde şehirlere özgü sıkça görülen hırkalar, gömlekler, desenli veya çizgili etek ve pantolonlar vardı. Giysileri çoşkulu saçları biçimliydi. Koyu renkli gözleri ise Kürdistan güneşi gibi pırıl pırıl parlıyordu. Gençler; spor giysileri ve ince ayakkabılarıyla ceylanlar gibi hoplayarak yürüyor, geldikleri dağları özlemle kucaklıyor gibiydiler. -Üniversite ögrencilerimiz bunlar-, Dedi Runak Xan. Karargah’tan içeri adım atar atmaz uzun boylu, ince bedenli, siyah kısa saçlı 30-35 yaşlarında bir peşmerge oturduğu yerden doğruldu, ellerini uzatıp tokalaştık. Hayli samimi bir tavırla ¨hoşgeldiniz!¨ dedi.

Nowşirwan Mustafa, Kürdistan Yurtseverler birliği’nin önemli yöneticilerinden biri. Mam Celal’den sonraki isim. 1975 yılında kurulan KYB’yi oluşturan solcu Komela’nın lideri. Peşmergelerin sık sık anlattığı efsanevi Peşmerge komutanı, Yılmaz Güney’i anımsatan fiziği ve tavırları dikkatimi çekti. Mimikleri, konuşması ve hareketleri, çok tuhaf bir şekilde Yılmaz Güney’e benziyordu. Yılmaz Güney’i tanımış olsa veya filmini izlemiş olsa, taklit ediyor hissine kapılacaktım. Hem fizikman hemde tavırları, çok bildik ve tanıdık.Yerde oturuyormuş gibi dizlerini kırıp bacaklarını kendine doğru çekmiş vaziyette çayından bir yudum aldığında Yılmaz Güney’in umut filmi posteri karşımda duruyordu. O film karesi, birazdan canlacak sandım. Dışarda sevinç naralari atanlar, üçten-beşten fazla öpüşüyor, kucaklaşıyorlar..

Kak Nowşirvan’ın kartal yuvasında üniversite ögrencilerinin, hareketli ve gürültülü görünümlerini izlemek hoşuma gitti, enerjik halleri ve rahatlıkları dikkat çekiciydi. Herhangi bir baskı ve eziklik yoktu.

Kürtçeye hakim olmaları kendilerini kürdçede rahatlıkla ifade edebiliyor olmaları gayet normaldi. Güney Kürdistan’da Kürtçe hiç bir zaman yasak olmamış.

Diğer üç parça ile kıyaslayınca bir tek biz Kuzeyden gelenler anadilimizi konuşmakta zorluk çekiyoruz.

Nedeni açık: Hayatında okula gitmemiş olan annemin kürtçesiyle konuşan ben çoğu zaman kendimi ifade edemem gayet normal. Gıpta ederek bakıyorum onlara.

Esprileri ve kahkalarıyla dağlar dile gelmiş yankılanarak eşlik ediyorlar. Ya-da şehirde yaşanan coşku; sinema, tiyatro, karakterlerine sinmiş, bir başka baktırıyorlar kendilerine. Sanırsınız, koca dünyadan şehirleri sırtlayıp getirmişler…

Tarif edemediğim, bir çeşit kıpırtı uyanıyor yüreğimde, onlara baktıkça; bakasım geliyor… Puding, kaselerle servis edildi. Yerde bağdaş kurmuş oturan peşmerge komutanı Nowşirvan, uç uca sigara ekleyip içiyor.

Dışarda gürültüler artıyor; sarılmalar, öpüşmeler, hal hatır sormalar ve kahkahalar…
- Dışarda gösteri yapılıyor- dendi. Noşirvan başıyla dışarıyı dışarı işaret ederek –biz de çıkalım- dedi. Hep birlikte dışarıya çıktık. Runak Xan’in kardeşi Kak Avat , Mülazım Omer, Hawre Rüstem bir de Şeyh Ali, geniş bir alan açılarak çember içine alınmışlar. Mülazım Omer , havaya plaket olarak daha minik şeyler atıyor.

Kak Avat ve Mam Rüstem çevik hareketlerle ve atışlarla vuruyorlar. Hiç bir zorlanma ve kasılma göstermeksizin rahatlıkla; takla atarak, arkalarını dönerek, yürüyerek plaket benzeri vuruyorlar dakikalarca havada parçalanan ve salınan nesneler göründü.

Mülazım Omer ayna ile hedefi gösteriyor; Mam Rüstem omuzu üzerinden tüfeği ile arkasındaki hedefi, ters tuttuğu tüfeği, aynadan tek gözü kapalı, öteki gözü namlunun nişangahında… tam isabet, ıskalamadan vuruyor. Dakikalarca hayranlıkla izledim. İzlenmeye değer gösteriler yapıyorlardı gerçekten.

Runak Xan kardeşi Avat’ı şevkatle izlerken anlatmaya başladı; -Mart 1978’de -Türkiye-İran-Irak- üçgeninde cereyan eden ve kısaca Hakkari olayı olarak tarihe geçen o tarihi olayı- anlattı.

YNK(Kürdistan Yurtseverler Birliği)’nin büyük darbe yediği bu olayda, kardeşi Kak Avat soğuktan donmak üzereyken Mülazım Ömer cebinden çıkarıp Kak Avat’ın ağzına kesme şekerler koyarak hayatta kalmasını sağlamış.

O olaydan sağ kalanlar Mülazım Ömer, Şeyh Ali, Mam Rüstem ve Kak Avat ayakta gösteri yapanlardı. Kak Avat en gençleri, yirmi üç yaşında, gözünü budaktan sakınmayan, yiğit, yağız bir kürd delikanlısı.

Gece olduğunda, Süleymaniye’liler muziplik peşindeydi. Üniversite öğrencilerini kafaya alacaklardı. Kafaya alma mecazi anlamda -klaw- (keçeden yapılma bere) deniyor. İyi birer peşmerge olmanın ilk şartı bu sınavdan geçmekmiş(!) Gece yarısı olduğunda, beşer kişilik gruplar oluşturuldu; en fazla kirpi toplayan grup, peşmergelik sınavını başarmış olacaktı.

Her gruba boşalan un cuvalları, boşalan yağ tenekleri ve el feneri dağıtıldı. Teneke altları simsiyah siyah kurumluydu, teneke sesini duyan kirpiler sese yönelirmiş. Yada araba far’ı görmüş tavşan gibi put kesilirmiş. Gruplar kendi aralarında konuşarak farklı yönlere doğru dağıldılar.
Saatlerce gruplar teneke çalarak koşuştular. Her teneke sesinde Karargah içindeki Peşmergeler arasında kahkahalar kopuyordu. Kirpi avı saatler sonrası fiyasko olarak sonuçlandı. Gruplar yorgun argın, elleri boş, yüzleri kömür karası olarak döndüler.

Devam edecek…