2. Mar, 2017

Şilan Yaşar

Xèce Ablam İran Kürdistan’ından döndüğünde, kendisiyle birlikte tanımadığımız birini yanında getirdi.
Bizler gibi Türkiye’den can havliyle kaçan biriydi;
Xece onu Ulaş Bardakçı’ya benzettiği için kod adını da öyle olmasını düşünmüş olmalıydı ki.
Bizlere Ulaş olarak tanıştırdı.
Yirmi beş yaşında, tıknaz, sarışın. İstanbul türkcesi ile konuşan, neşeli biri.
Esprileri ve gülümsemesi çocuksu, bakışları şeytancaydı..
Onu her gördüğümde Şam Şeytanı diyesim vardı nedense….
-Yaktılar beni. Diyordu. Genzini temizleyerek bir müddet susuyor sonra tekrar anlatmaya devam ediyordu.
- Çıra gibi cayır cayır yaktılar beni!... Tek suçu bilmeden istemeyerek yataklık yapmaktı.

Çocukluk arkadaşı Paşa Güven'in ne lider oluşundan ne de uçak kaçırdığından haberi olmuştu.

Ta ki kendisi Dev-sol militanı olarak evden alınana dek.

Polisler yaka paça işkenceye alacakken, Ulaş polislerin ayağına kapanıyor.

Elinizi ayağınızı bilmem neyinizi yiyim abiler, diye yalvarınca işkenceciler şoke oluyor.

Noluyor oğlum !? daha bir fiske yemedin nerdeydeyse b...kumuzu yiyeceksin? diyorlar.

Ulaş: Abiler ne uçak kaçırması ben hayatımda uçağa bile binmedim! ne işim olur uçak kaçırmakla?

Hıı?

Her ne olduysa bir karombol durumunda karakoldan kaçma fırsatı yakalıyor. Şans eseri o sıralar izin kullanan Yüksekovada askerlik yapan arkadaşı ona sınırı işaret ediyor.

İran Kürdistan'ına vardığın aşiret kavgasının ortasında buluyor kendini. Derken aşiret mensupları türkçe bilmedikleri için o sürede Soma Bradost mıntıkasında kalan İkram Abiye teslim ediyorlar.

Xece de gelince, Ala-Rızagari kampı o gece dört parçaya dağılmışların ilk kez bir araya toplandığı gece oldu, oldukca kalabalıktı. Arkadaşları birarada görmek bir araya gelmek gece olmasına rağmen hepimiz için, yeni bir gün başlangıcı oldu. Yemekten sonra eğlenceli bir sohbet başladı. Sonra sırayla şarkılar söylendi, halaylar çekildi.

Gecenin ilerleyen saatlerinde, Eee! Dedi Ulaş,- Çiftetelli yok mu? -Bilen var mı ki? Dedik. Ulaş , bıyıkaltından sırıtınca... Alkışlar eşliğinde çiftetelli temposu tutturduk. Ulaş : Hiç dayanamam! dedi. Omuzlarini titreterek oturduğu yerden fırladı. Diyarbakır’lı Sılo’da , Ulaş’ın karşısına geçerek eşlik etmeye çalışıyor. Sılo, asık zaza suratıyla çok iddialı kalktı, kendisinden bağımsız organları varmış gibi garip figürlerle çiftetelli oynadığını sanıyordu, veya dalga geçer gibiydi.. ...O günlerde YNK radyosu Kak Pışko'nun DJ'liğiyle çok popülerdi. Yayın saatlerinde volümü sonuna kadar açar, zevkle dinlerdik. Kak Pışko, Radyonun açılışını ve kapanışını arada bir internasyonal marşı ile yapıyordu. Her defasında bizde marşa hep bir ağızdan eşlik ediyorduk. Araya cızırtılarla parazit ''Saddam altındır mücevharattır'' marşı giriyor ancak Pışko onu da komik esprileriyle geçiştirerek bizleri güldürüyordu. Bir sabah yüzümü yıkarken -Bacı! Dedi Ulaş fısıldayarak ’’ intır mintır ’’ diyorsunuz .. O nedir ? Daha uykunun mahurluğu varken soruya soruyla karşılık veriyorum; Kim diyor ?.. ne zaman diyor? -Yahu! bazen radyo açılırken ve kapanırken hep bir ağızdan radyoda çalan müziğe eşlik ediyorsunuz ya… onu diyorum…! Haaa! …İnternasyonal marşını soruyorsun. -Bir daha sor bakayım!- (gülümseyerek) -Yaw!.. anladın işte, benim kürtçem yok biliosun… Peki tamam sana anlatacağım. İnternational: Uluslararası demektir- internationel marşının orjinali Fransızca 1888 yılında bestelenmiş. Bu beste tüm dünya solu tarafından kabul görmüş ve diğer dillerde çevirilerde de bu besteye sadık kalınmış. Mesela nakarat kısmında internayonal dendiğinde her dilde aynı anda aynı kelimeyle söyleme özelliği taşıyor. Sözleri şu şekildedir; -Uyan artık uykudan uyan. Uyan esirler dünyası. Zulme karşı hıncımız volkan. Kavgamız ölüm-dirim kavgası. Mazi ta kökünden silinsin. Biz başka alem isteriz. Bizi hiçe sayanlar bilsin. Bundan sonra her şey biziz.. Bu kavga en sonuncu kavgamızdır artık. Enternasyonal'le kurtulur insanlık. İki kıtası daha var ama marş olarak bu kadarı söyleniyor dedim, yazdım verdim eline, baktı… baktı… Aman be bacı!, dedi. Bunu ezberleyecek kafa var mı bende!? .. boşver dedi, kağıdı yere bırakıp gitti. Ulaş, kışın kalacağımız köy tipi evlerin inşatında marangoz işlerinin çoğunu itina ile yerine getiriyordu. Mahirdi el işlerinde. Boyu gibi, kısa olan elleri ve kolları maharetliydi.Aylarca gıkı çıkmadan Nazengte ki kampımızın kapı pençerelerini özenle tamamladı. ... Çıkış yollarımız kapanmış, heran saldırıya uğrayabilecek günlerdeydik. Düşmana tutsak olmak, düşünsel bir moral üstünlüğü yaratırken, kardeşe tutsak olmak düşünsel demoralize yaratıyordu.

Biz her ikisi arasında sıkışıp kalmıştık. Şu an itibariyle, hem tutsak hem kavgacıydık.. Bu tutsaklık durumunda Kaçakçılar gelemez oldu. Kaçakçı pazarı (Qasım-e Reş) kapandı.

Erzak sıkıntısı bir hayli zorlarken, elde kalan tek pirinç çuvalları bir müddet sonra tiksindirir oldu. Kırmızı toz biberle renk vererek kaynatmaya başlandı. Kırmızı pilavla ilgili ilk espri Nowşirandan geldi.

Gene kendine özgü oturuşuya: yerde oturuyormuş gibi dizlerini kırıp bacaklarını kendine doğru çekmiş vaziyetteydi.

Başıyla pilav tabağını işaret ederek; ’’ Şayet bir gün evlenirsem,... eve geldiğimde karım öğün olarak salçalı pilav servis ederse… aynı gün talak edeceğim!’’, dedi. Hepimizi katıla katıla güldürdü. ... Bir sabah, çadırımızı gizleyen ceviz ağacının çevresinde beliren bir peşmerge: -Hawre Xece’ye pusula getirdim!,dedi. Tanımadığım ilk defa karşılaştığım bir Peşmergeydi. Tam Xece’ye sesleneceğim anda; Xèce çadırdan çıktı pusulayı aldı.. -Acilen cevabı bekleyeceğim- dedi. Uzaktan geldiği herhalinden anlaşılıyordu.

Başındaki camedani Barzani peşmergelerinin taktığı gibi kırmızı renkteydi.. Gelen pusula Ulaş’la ilgiliydi.

Zaxo’da KDP zindanında alıkoyulmuş. Üzerinde kimliğine ve geçiş iznine dair hiç bir belge olmaması kuşku uyandırmış. Xece’den, Ulaş’ı tanıyıp tanımadığını teyyid etmesi isteniyordu. Axır, Xèce’nin yolladığı pusuladan bir-iki hafta sonra Ulaş yeniden aramıza döndü. Döndü ama aramıza karışmaya pek niyetli değildi… Bu defa kibirden değil aksine bu defa bitmiş, tükenmiş, bedenini taşıyamaz haldeydi. Gece gündüz iki battaniye arasında cansız , ruhsuz uyuyordu. Onun kadar cevval biri için oldukca sıradışı bir haldi. İkinci haftasında: offf, pufff ve iç çekişleri ile varlığını hissettirdi. Yol yorgunudur diye kimse onu rahatsiz etmiyordu. Kendiliğinden de rahat edeceğe benzemiyordu. Yeme içmeden kesilmiş iğne ipliğe dönmüştü. Uyku arası inlemeleri bardağı taşıran son damla oldu: -Yaw kaç hata oldu! dedi Xalo, Ulaş geleli?. Ulaş’ı n’apsak da ayağa kaldırsak.. aramıza karışsın artık!, dedi Yaşar. -O bize karışmazsa biz ona karışırız!- dedi Naci. -Hadi!, dedim. Karışalım! Beş-altı kişi toplanip Ulaş’ın uzandığı köşenin çevresini sardık.

-Ulaş! Dedi Naci: -Yediğin içtiğin senin olsun, neler gördün hele bir anlat!.

Ulaş hızla yüzünü duvara çevirdi, battaniyeyi yüzüne çekti.

Boğuk ve bezgin bir sesle; Offf! Dedi. Çekilin başımdan!

-Olmaz!, dedik hep bir ağızdan. Zındanı da anlatacaksın! Ulaş, gene offff, puff etti:

-Gitmeliyim !-, dedi. Gi de ce ğim! diye ekledi kekeleyere.

-Gene gidersin-, dedi Naci. Yollar tutulmuş, gidersin seni yarı yoldan gene dönderirler zındana atarlar, onu da anlatırsın! Hele İlk gidişini anlat !?. Çevik bir hareketle, uzandığı yerden oturma vaziyeti alarak: başına dikilen bizleri gözlerini kısarak süzdü sonra:

-Ben istanbul çocuğuyum oğlum, martı, deniz, araba, insan görmek istiyorum! dedi ağlamaklı bir ses tonuyla; -dağda kalamam!-, diye de ekledi. Sırtüstü uzandı, battaniyeyi tekrar yüzüne çekti.

Mesut; Ne demek laaa.... sence biz insan değil miyiz? -Sen İstanbul çocuğuysan biz de Diyarbekir çocuğuyuz! Dedi Çeko.

Galip Osman: Lafı geveleme hele bir söyle biz ne çocuğuyuz?.. Ulaş, yavaşça battaniyeyi araladı:

Önemli bir şey söyleyecekmiş gibi sesini kalınlaştırarak:

-Nasıl söyleyim, siz uzun süre dağda kala kala başka bir acaip... bir cins olmuşsunuz-,

-Hem Kürtlerin bütün şehirleri kırsal alan sayılır, o nedenle sizler dağda kalmayı sorun etmiyorsunuz- dedi akıcı ve kibar İstanbul türkçesiyle.

-Tamam! dedik köylü bir milletiz , peki o dediğin cins nedir, Ne cinsine benzemişiz?!... diye sorduk hep bir ağızdan.

Ulaş, güdük boyu ve sarı civciv kafasıyla aniden ayağa fırladı:

-Çekilin ulan başımdan hayvaaanlar!,dedi, sinirle çattığı kaşları yekpare hal almış her birimizi süzerek biçti geçti.

Peşinden gittik, tuvalete gideceğini anladımızda yolumuzu ayırdık.

Gelmesini bekledik. Geldi. - Evet şimdi konumuza dönebiliriz, dedi Baran.

Ulaş’ın dudakları anlamsızca kıpırdadı, başını salladı, konuşmaya başlayacaktı kı, çiftetelli müziği mırıldandık hep bir ağızdan.

Omuzlarini titreterek yanımızdan geçti… gitti… -Hah iste! dedi Canip..… -Deli aramıza döndü , hele bir durun onun başına ne getirecem!-

Aksam yemeği sonrası dışarda çaylar içilirken: tüm gözler Ulaş’a yöneldi. Ulaş aylar sonra, ayağa kalkmış, beti benzi az biraz yerine gelmişti, çevresine mutlu memnun gülümsüyordu.

Sırtını karargahın duvarına dayamış bir elinde sıgara diğerinde plastik çay bardağı, ağır ağır çayın tadını kokusunu içine çekerek yudumluyor.

–İyi ki yollar kapalı da KDP seni gerisin geri gönderdi- dedi Canip.

Ulaş’a sarıldı sonra bir iki sırtladı, sonra yere tekrar bıraktı.

Çocuk gibi dalaştılar dakikalarca… sonra hemen yanıbaşımda bir kayanın üzerine oturdu:

- Ulaş! Dedi Canip. – Cebinde fare var!-

-Haaadi leyn!, dedi Ulaş. cıgarasını tüttürüyor, çayını keyifle yudumluyordu. (Ulaş için en hasssas konu geceleri tomar tomar tepemizde turnuva yapan farelerdi, fareden çok korkuyor daha doğrusu, kendi deyimiyle -iğreniyorum- diyordu.)

Ne olduysa o anda oldu. Cebinde kıpırdayan şeyi farketmesi ile, elektrik çarpmışa döndü. Çay bardağını ve cıgarasını fırlatması bir oldu. Ulaş uckurunu çözerken, anlaşılmaz mırıltılarla irkiliyordu. Arkamı döndüm.

Paldir küldür koşuşturmaya başladı Nowşirvan’ın kartal yuvasının bulunduğu kayalık yamaca yöneldi. Yamacın başında tam tepemizi görecek, nutuk atacak şekilde durdu.

Geniş kalabalığı tehdit vaziyette, İşaret parmağını sallayarak:

-Vallahi! Celal Talabani, Mesud Barzani ve Xece Abla'yı dinlemem... hepinizi tararımmm! Siz insan misiniz laaannn!.. Hayvanlarrr...!
O Gece, Ulaş tüm stresini ve öfkesini atmış olarak, çiftettelisini keyifle oynadı.